ORKIDEMCE ,SESLI SOHPET,SESLI MUHABBET

Sesli Sohpet,Sesli chat, Sesli Sohpet ,Sesli Sohbet,Kamerali Chat ,Sesli Muhabbet
 
AnasayfaKapıTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» Tüy Kadar Hafif Bir Lamborghini
Ptsi Mart 08, 2010 8:11 pm tarafından Admin

» Orkidemce,Seslisohpet,sesli muhabbet,seslichat
Paz Şub. 14, 2010 12:57 pm tarafından Admin

» Orkidelerin bakimi
Perş. Mayıs 21, 2009 6:47 pm tarafından Admin

» Orkide bakimi
Perş. Mayıs 21, 2009 6:43 pm tarafından Admin

» Kırkıncı Oda
Perş. Mayıs 21, 2009 6:39 pm tarafından Admin

» Bir Demet siir
Perş. Mayıs 21, 2009 6:25 pm tarafından Admin

» Bilgi hazinenizi geliştirmenin yolu.
Perş. Mayıs 21, 2009 6:18 pm tarafından Admin

» Bilgiler yararli bilbiler
Perş. Mayıs 21, 2009 6:13 pm tarafından Admin

» Temel - temel fıkraları
Perş. Mayıs 21, 2009 6:01 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forum
Ortaklar
bedava forum
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Forum

Paylaş | 
 

 Bilgi hazinenizi geliştirmenin yolu.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Zodyak : Yengeç
Köpek
Mesaj Sayısı : 17
Kayıt tarihi : 19/05/09
Yaş : 47
Nerden : Fransa

MesajKonu: Bilgi hazinenizi geliştirmenin yolu.   Perş. Mayıs 21, 2009 6:18 pm

Bilgi hazinenizi geliştirmenin yolu.
Süryaniler
Türkiye'de Midyat, Gazi Antep, Kahraman Maraş ve Diyarbakır bölgelerinde; Suriye'de ise Şam'da yaşayan, Sami ırkından Hristiyan topluluk. Bugün Süryani adı, özel bir unsuru değil, ancak özel bir mezhebi temsil eder. Süryaniler, Suriyeli Aramilerdir. Hristiyanlığı kabul ederek, puta tapmaya devam eden Araplardan ayrıldılar ve Süryani (Suriyeli) adı altında yeni bir mezhep kurdular.

Süryanilerin ilk dini merkezi Antakya'dır. Süryanilik 1. yüzyılda bütün Suriye'ye yayıldı, Urfa dolaylarına geçti. Urfa zamanla, Süryanilik kültürünün merkezi oldu. Süryaniler, 14. yüzyılda Arapça'nın etkisine girinceye kadar, kendi dillerinde yapıtlar verdiler. Bu eserler arasında, Yunanca kitapların çevirileri de vardır. Bu Süryani metinleri, eski Yunan bilimiyle İslâm dünyası arasında, önemli bir köprü oluşturdu. Süryanice'ye çevrilmiş Yunan yapıtları, Arapça'ya bu dildeki çevirilerinden aktarıldı.


Dik Düzlemler
Aralarında 90°lik açı oluşturarak kesişen düzlemler.

İLGİLİ KONULAR

Düzlem, Paralel Düzlemler


İzomer
Meteorolojide, harita üzerinde, yıllık toplam yağış miktarının yüzdesi ya da kesiri olarak aynı aylık ya da mevsimlik yağışı alan noktaları birleştiren çizgi.

Birden çok yağışlı mevsimi olan bölgelerde izomer çözümlemesinden, her yağış rejiminin göreli öneminin belirlenmesinde yararlanılır.

İLGİLİ KONULAR

Meteoroloji


Wegener, Alfred
(1880 Berlin, Almanya -1930 Grönland, Danimarka) Alman meteoroloğu ve yer bilimcisi. Meteoroloji uzmanı olarak Mylius-Erichsen'in Grönland'a yaptığı Danimarka kutup seferine katıldı (1906-1908). 1915'te "kıt'aların kayması" kuramını ortaya attı. 1913'ten 1917'ye kadar, Grönland'ı boydan boya geçişi sırasında Lauge Koch'a eşlik etti. Son olarak, 1929'daki Grönland seferinde yaşamını yitirdi. Yolculuklarının sonuçlarını birkaç kitapta anlattı. Birçok bilimsel yapıt verdi: Atmosferin Termodinamiği (1911), İlk Jeolojik Çağda İklim (1924) ve özellikle de kıt'aların hareket mekanizmasına bir açıklama getiren levha tektoniğini pekiştirdiği kıt'aların ortaya çıkış kuramını açıklayan, Kıtaların ve Okyanusların Oluşumu (1915).

Çalışmalarında, Amerikalı F. B. Taylor gibi araştırmacılardan yararlandı. Ama, gerçekte bir meteorolog olan Wegener, jeologlardan tümüyle bağımsız bir düşünce taşıyordu. Onun ortaya attığı ve yaklaşık otuz yıl boyunca önemsenmeyen levha tektoniği kuramı, 1960'lı yıllarda Wegener'e yer bilimleri tarihinde hak ettiği yeri kazandırdı.


Her Yönüyle Bodrum
Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler.Halikarnas Balıkçısı böyle yazmıştı Bodrum için. Türkiye'nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum'u vardır. İsterseniz Bodrum'u Türkiye'ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'u ile başlayalım:
Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu. Bunlara ev değil kule denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalin bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır. Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalin bahçesi olurlar.Görüp yaşamayana, Bodrum'u tanımayana yalan gelebilir ama Cevat Şakir'in dedikleri aynıyla vakidir, inanın.Bodrum ülkemizin adından en çok söz edilen tatil yörelerindendir. Bodrum'u tanıtan Halikarnas Balıkçısı ve onun Bodrum'a sevdalandırdığı aydınlarımızın, Bodrum'u mesken tutup yılın büyük bölümünü ya da tümünü orada geçiren yazar-çizerlerimizin bu ünde büyük payları vardır. Selim İleri'nin, Vedat Türkali'nin ve daha nice yazarımızın romanları, hikayeleri vardır Bodrum'da geçen. Ünü gittikçe artan, ünü arttıkça kalabalığı da artan Bodrum'da bildiğiniz bir şairimize, yazarımıza ya da ressamımıza rastlarsınız mutlaka bir yerlerde. Ama elbette sadece buradan gelmiyor ünü. Bodrum'un engin yürekli süngercileri, denizlere sevdalı kaptanları, balıkçıları, beyaz badanalı evleri, evlerin duvarlarına sarılmış mor çiçekli begonvilleri, içinde olmasa da çevresindeki pırıl pırıl koyları ve en çok da gündoğumuna doğru uzayıp giden geceleri ününe ün katıyor Bodrum'un. Bodrum yalnızca dinlenilecek bir yer değildir. Tatile mutlaka eğlence katılır. Bodrum tatilinde gün ikiye bölünür. Gündüz masmavi bir koyda denize girilir, parlak güneşin yakıcılığına bırakılır bedenler, yani dinlenilir de geceye hazırlanılır. Gün batıp da yıldızlar gökyüzünü süslediğinde yeni bir hayatın çağrısı duyulur. Bu çağrıya kulak tıkamak mümkün değildir. Bodrum gecesinin çağrısıdır bu. Dostlukların, düşlerin, aşkların çağrısına kim karşı koyabilir? Hele bir de dolunay süslüyorsa gökyüzünü!..
Kıyı boyunda, çevre köylerde ve koylarda, beyaz badanalı evlerin kıyısına dizildiği sokaklarda, yamaçlarda lokantalar geceye hazırdır. Usta balıkçıların ağlarına, oltalarına paçayı kaptırmış balıklar buzlara yatırılmıştır. Orfozlar, renkli skaroslar, midye dolmaları, kalamarlar ve mutlaka ahtapotlar!.. Bodrum'da rakı sofrası kurulmuşsa ahtapot salatası olmazsa olmaz. Ahtapotlarından mı, pişiren ustalardan mıdır bilinmez ama öyledir.Bodrum'da herkes kendi gönlüne göre bir yer bulur akşamı geçirecek. Balıkçı meyhanesi de vardır, pizzacı da. Fasıl geçilen yer de vardır, rock müzik de. Barlar Sokağı, Cumhuriyet Caddesi, Neyzen Tevfik Caddesi, Azmakbaşı; kısacası her yer barlarla, meyhanelerle doludur. Seçim sizin.




Milletler Cemiyeti
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra çıkabilecek yeni bir dünya savaşını önlemek amacıyla oluşturulan uluslar arası örgüt. Paris Barış Konferansı'nda bu amaç doğrultusunda oluşturulan komisyonun toplu güvenlik, uluslar arası uyuşmazlıkları hakemlik yoluyla çözme, silâh indirimi ilkelerini temel alarak hazırladığı Milletler Cemiyeti Sözleşmesi 10 Ocak 1920'de yürürlüğe girdi.

Milletler Cemiyetinin kurucu üyeleri savaşın galibi olarak barış antlaşmalarını imzalayan devletlerdi. Bütün üye devletlerin temsil edildiği Milletler Cemiyeti meclisinin üçte iki çoğunluğunun onayıyla yenik devletlerin de örgüte girmesine olanak tanınıyordu. Türkiye, bu cemiyete 1932 yılında katıldı. Etkili çalışmalar yapamayan cemiyet, II. Dünya Savaşı sırasında çalışmalarını bütünüyle durdurdu.


Dolaşım Organları
Kalpten çıkan kanın akciğerlere pompalandığı dolaşım sistemi. Burada atardamarlar kirli (oksijenini yitirmiş), toplardamarlar temiz (oksijenlenmiş) kan taşırlar.

İLGİLİ KONULAR

Dolaşım Sistemi, Kalp, Damarlar


Org
Klâvyeli büyük ve küçük borulardan yapılmış, körüklerden elde edilen havanın bu borulardan geçmesiyle değişik ses tonları verebilen, genellikle kilise çalgısı.

Orta Çağda kullanılan büyük orgların sesinin 1 km kadar uzaktan duyulabildiği söylenir. Orta Çağda ayrıca küçük ve portatif orglar da kullanılmıştır. İlk orgun nasıl ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, çalgının, Yunanlılar, Romalılar ve Araplar tarafından kullanılan hidraulis (su orgu) adlı çalgıdan evrildiği sanılmaktadır.


Alanyanın Coğrafi Konumu Ve Yapısı
Alanya 36 derece 33 dakika kuzey enlem ve 32.01 derece doğu boylamı üzerine bulunmaktadır. Yüzölçümü 2.085 km2'dir

Alanya, Akdeniz Bölgesinde Antalya sınırları içinde yer alır. Doğusunda aynı adı taşıyan Alanya Körfezi bulunur. Güneyinde Akdeniz, doğusunda Gazipaşa, batısında Manavgat, kuzeyinde Toroslar yer almaktadır. Kuzey kütlesini batı Torosların kıyı silsileleri oluşturmaktadır. Bu kısımda yükseklikleri 500 - 600 m. İle 2500 - 3000 m. Arasında değişen dağ ve ovalardır. Alçak bölümleri, kıyı boyunca gözlenebilen ovalar belirler. Dağlık bölgelerden ovalara iniş platolardan yapılır. Yaylalar, batıda Alanya Yarımadasına isabet eden kesimde yok olur. Yaylaların kaybolduğu bölgelerden dağlık bölgeye geçiş dik yamaçlarla yapılır.




Yanma
Genellikle ışık ve ısı eşliğinde gelişen kimyasal tepkime. En önemli kimyasal tepkimeler arasında olan yanma, çoğunlukla bazı maddelerin yükseltgenme sürecinin en şiddetli dönemi olarak kabul edilir. Temel olarak yanıcı malzemenin oksijenle birleşmesi olarak tanımlanır. Yanma olayındaki kimyasal süreçler çoğunlukla ısı, ışık ve kıvılcım gibi etmenlerce başlatılır. Yanma tepkimesinin başlayabilmesi için yanıcı maddenin kendisine özgü yanma sıcaklığına ve çevre basıncına ulaşması gereklidir. Yanma olayının bitmesi de tepkimeye giren maddelerin toplam ısı enerjilerinin ortaya çıkan ürünlerin toplam ısı enerjileri arasında dengeye ulaşılmasıyla olur. Yanma sırasında kimyasal süreçlerin yanı sıra, kütle ve enerji aktarımı gibi fiziksel süreçler de gerçekleşir.

Tarık Dursun K.
(1931 İzmir - ) Türk öykü, roman, senaryo ve fıkra yazarı. Asıl adı Tarık Dursun Kakınç'tır. Ortaokuldan sonra öğrenimini sürdürmeyip basın yaşamına atıldı. Gazetelerde çalıştı, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yaptı. Kurul Kitabevini açtı. Milliyet Yayınları'nı yönetti. Kitap tanıtma yazıları ve fıkralar yazdı.

Günümüzde Kitaplar adlı aylık bir dergi çıkardı. Ortağı olduğu Koza yayınlarını yönetti ve Dünya gazetesinde günlük fıkralar yazdı.

Tarık Dursun, sanata şiirleriyle girdi sonra öykü yazmaya başladı. Konularını gençlik serüvenlerinden, işçilerin ve esnafın, küçük memurların yaşamından aldı.

Başlıca yapıtları şunlardır:

Öykü ve roman kitapları; Hasangiller (1955), Vezir Düşü (1957), Güzel Avrat Otu (TDK, 1961 Öykü Armağanı), Sevmek Diye Bir Şey (1965), Yabanın Adamları (1966; Sait Fâik Öykü Armağanı), 36 Kısım Tekmil Birden (1970), Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1970), Rıza Bey Aile Evi (1957), İnsan Kurdu (1959), Sabah Olmasın (1967), Denizin Kanı (1968), Kopuk Takımı (1969), Gün Döndü (1974), Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Çöküşü (1980), Alçaktan Uçan Güvercin (1980), İmbatla Dol Kalbim (1983), Kurşun Ata Ata Biter (1983), İyi Geceler Dünya (1986), Ömrüm Ömrüm (1987), Bağışla Onları (1989), Ağaçlar Gibi Ayakta (1990), Aşk Allahısmarladık (1993), Yaz Öpüşleri (1991), Göl Hafif Çalkantılı Olacak (1987), Geçti Akşam Suları (1998), inceleme kitapları; Ünlü Sinema Rejisörleri (1963), Bir Damla Kan, Bir Damla Petrol (1965), röportaj; Haritada Beş Nokta (1960; gazetecilik röportaj armağanı), senaryoları; Aşkın Dünü, Bugünü, Yarını (1966), çevirileri; Ezop Masalları (1966), Taşbasması (1972), anıları; Bahriyeli Çocuk (1976), deneme; Edebiyat Üstüne Narin (1993), Beni Unutmadan (1994), çocuk kitapları; Otobüsüm Kalkıyor, La Fontaine Masalları, Bir Küçücük Aslancık Varmış, Yaramaz Kuzu, İyilikçi Tilki (ve diğerleri).


D Vitamini
Kalsiyum sindirimi için gereklidir. İnsan vücudu yaşlandıkça birçok nedenlerden dolayı bedende D vitamini azalır. Aldığımız günlük besinlerde D vitamini pek yoktur. Balık yağında D vitamini boldur. Kadın ve erkeklerde her gün alınması gereken en az doz 200 ünitedir. Düzenli süt içenler ya da süt ürünleri tüketenlerin yeterince D vitamini aldığı söylenebilir. Ayrıca vücut güneş ışınlarına maruz kaldığında, kendisi de D vitamini üretir. Yaşlılıkta kemiklerin zayıflamasına (osteoporoz) karşı, günde 400 - 800 ünite kadar D vitamini takviyesi alınması yararlı olmaktadır. Günde bir litreden fazla süt içen ya da buna yakın süt ürünü tüketen kişilerin ayrıca D vitamini almaları risk yaratabilir. Günde 1000 üniteye kadar D vitamini alınması güvenli olarak nitelendirilirken, günde 5 bin üniteden fazla alınınca böbrekler ve kalpte hasar riski doğabilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://orkidemce.forumactif.com
 
Bilgi hazinenizi geliştirmenin yolu.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Excel Öğrenmenin En pratik Yolu (Formüllü )

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ORKIDEMCE ,SESLI SOHPET,SESLI MUHABBET :: Bilgiler-
Buraya geçin: